Sıkça Sorulan Sorular

Kandaki kolesterollerin etkilerine bakıldığında, bunun cevabı kolaylıkla bulunabilir. LDL-K karaciğerde üretilmekte ve kana verilmektedir. Kana verildikten sonra bu LDL-K kan damarlarının duvarlarında birikmektedir. Damarlardaki bu birikintiler “aterosklerotik plak” olarak adlandırılmakta ve bunların büyümesi halinde damar boşluğu daralmaktadır. HDL-K, LDL-K’ün tam tersi etkiye sahiptir. Kanda dolaşan kolesterolü toplayıp, vücuttan atılmasını sağlamak üzere karaciğere getirmektedir. Böylece kan damarlarının kolesterolün zararlı etkilerine maruz kalmasını azaltmaktadır.

Kan Toplam Kolesterol, LDL-Kolesterol ve HDL-Kolesterol düzeyleri aşağıdaki gibi sınıflanır: Toplam Kolesterol LDL Kolesterol HDL Kolesterol Normal 200 mg/dl den düşük 130 mg/dl den düşük 40 mg/dl den yüksek Sınırda yüksek 200-240 mg/dl 130-159 mg/dl Yüksek 240 mg/dl’den yüksek 160 mg/dl ve üzeri 60 mg/dL den yüksek Kolesterol düzeyi değerlendirilip ilaç tedavisine karar verilirken kişide damar hastalığı bulunup bulunmaması veya diğer hastalık riskini arttırıcı faktörlerin olup olmaması da göz önüne alınır. Örneğin başka risk faktörü olmayan, iyi kolesterolü de yüksek menopoz öncesi bir kadında 230 mg/dl lık bir düzey risk oluşturmazken, kalp krizi geçirmiş 55 yaşındaki bir erkekte aynı düzey kolesterol düşürücü ilaç tedavisi başlanmasını gerektirebilir.

HDL-K düşüklüğü için erkek ve kadınlarda farklı değerler vardır. Kadınlarda 50 mg/dl, erkeklerde 40 mg/dl’nin altında olması durumunda HDL-K düşüklüğünden bahsedilmektedir. Türk toplumunda genel olarak HDL-K değerleri daha düşük bulunmaktadır.

Kolesterol vücudumuzun bütün hücrelerinde bulunan yağ benzeri bir maddedir. Kolesterol hücre zarının, bazı hormonların yapımında kullanılır, ancak kanda fazla miktarda bulunması zararlıdır. Kolesterol bir yandan karaciğerde üretilirken, besinlerle de alınır. Et, süt ürünleri, yumurta gibi hayvansal kaynaklı besinlerde kolesterol bulunur, meyve, sebze ve tahıllarda ise bulunmaz.

Kan kolesterol düzeyinin yüksek olması kalp damar hastalığı tehlikesini arttırır. Kişinin kolesterol düzeyi ne kadar yüksekse kalp hastası olma ihtimali de o kadar yüksektir. Türkiye’de erkek ve kadında birinci sırada gelen ölüm nedeni kalp damar hastalığıdır.

Kolesterol karaciğerden hücrelere ve hücrelerden tekrar karaciğere kan yoluyla taşınır. Kolesterol ve diğer yağlar kanda erimedikleri için lipoprotein denen paketler halinde taşınırlar. Bunlardan kolesterolü taşıyanlar iki cinstir, bunlar kötü kolesterol olarak bilinen LDL-Kolesterol ve iyi kolesterol olarak bilinen HDL- Kolesteroldür. LDL kolesterol kanda kolesterolü taşıyan başlıca pakettir. Kanda yüksek olduğu zaman damarların içyüzüne yapışıp buralarda plaklar oluşturur. Kolesterol dışındaki bazı maddelerin de eklenmesiyle bu plaklar büyür ve bunlar üzerinde oluşan çatlaklarda oluşan pıhtılar damarları tıkar. Çağımızda çok yaygın olan bu hastalık damar sertliği olarak bilinir. Damar tıkanıklığı kalp damarlarında olmuşsa kalp krizine, beyin damarlarında olmuşsa felce neden olur. Kandaki kolesterolün bir bölümü de HDL-Kolesterol adı verilen paketlerin içinde taşınır. HDL-Kolesterol damarlarda kolesterolün birikimini önler. Yapılan araştırmalar HDL- Kolesterolü yüksek olan kişilerde kalp hastalığının daha az olduğunu göstermiştir. Türk Kardiyoloji Derneğinin yapmış olduğu araştırmalarda Türk toplumunda HDL-Kolesterol değerinin düşük olduğu gösterilmiştir. Sigara içme ve şişmanlık iyi kolesterolü düşürür, düzenli egzersiz yükseltir.

Önceki çalışmalarda daha ucuz ve kolay olduğu için riski belirlemede total kolesterol ölçülürdü. Artık LDL-K ve HDL-K değerlerine kolaylıkla bakılmaktadır. LDL-K değerlerindeki her 10 mg/dl’lik artış, kalp krizi riskini yaklaşık %20 oranında artırmaktadır. Buna karşılık HDL-K değerlerindeki yükseklikle birlikte kalp krizi riskinde azalma olmaktadır. HDL-K her 1 mg/dl’lik artış kalp damar hastalığı gelişme riskini %2-3 oranında azaltmaktadır.

20 yaş üzerindeki kişilerde serum kolesterol düzeyi ölçülmeli, normal bulunanlarda 5 yılda bir kontrol edilmelidir. Eğer olanak varsa aynı zamanda trigliserid ve HDL-Kolesterol düzeyleri de ölçülmelidir.Bu ölçümlerden LDL-kolesterol (LDL-K=Total kolesterol – (HDL-K + Trigliserid / 5) formülü ile hesaplanır.

Vücudumuzdaki hücrelerin fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için kolesterole ihtiyacı vardır. Fakat bu kolesterol gereğinden fazla olursa damarların duvarlarında birikerek ‘aterosklerotik plak’ dediğimiz yapıları oluşturur. Bu plaklar zamanla büyüyerek damar boşluğunu daraltır. Bu daralma bazen yavaş, bazen de plağın yırtılıp kanla temasa geçmesi halinde hızlı olabilmektedir. Damar boşluğunun hızlı ya da yavaş daralması sonucu bu damar yapılarının beslemiş olduğu organlara yeterli kan gitmemekte, bunun sonucunda kalp krizi ya da inme gibi hayatı tehdit edici durumlar oluşmaktadır. Bu nedenle 20 yaşın üzerindeki kişiler kan kolesterol düzeylerini bilmeli ve bunun gerektirdiği yaşam tarzı değişikliklerini uygulamalıdır. Özellikle anne, baba veya kardeşlerinde erken yaşta kalp hastalığı olduğu bilinen kişiler, şeker hastaları mutlaka kan kolesterollerini ölçtürmeli ve gereken önlemleri almalıdır.

Kan kolesterol düzeyinin yüksek olması kalp damar hastalığı riskini arttırır. Kişinin kolesterol düzeyi ne kadar yüksekse, kalp hastalığı olma ihtimali de o kadar yükselir. Türkiye’de erkek ve kadında birinci sırada gelen ölüm nedeni kalp damar hastalığıdır.

Yağlı besinlerin azaltılması, sıvı yağların tercih edilmesi, aşırı kalorili yiyeceklerden kaçınılması, düzenli egzersiz yapılması, kilonun azaltılması gibi hayatımızda yapacağımız olumlu değişiklikler özellikle HDL-K’ü yükseltirken, trigliserid değerlerini düşürmektedir. Diyetimize dikkat edersek ve düzenli egzersiz yaparsak LDL-K değerlerinde -15’lik bir azalma sağlayabiliriz. Kolesterolün ilaçla tedavisi gerekli midir? Yeterli diyete ve egzersize rağmen kan yağlarında hedeflenen değerlere çoğu zaman ulaşılamamaktadır. Bu durumda ilaç tedavisi gereklidir.

Kolesterolü düşürmek için birkaç çeşit ilaç kullanılmaktadır. Bunlar içerisinde statin olarak adlandırılan ilaçlar, en çok kullanılan ve bugün için LDL-K’ü en çok düşüren ilaçlardır. Bu ilaçlar karaciğerde kolesterol yapımını azaltarak etki gösterirler. Kullanılan dozlar LDL-K’de %25-50 azalma, HDL-K’de %5-10 oranında yükselme sağlar. Statinler dışında farklı ilaçlar da kullanılabilir. Özellikle kolesterolün bağırsaklardan kana geçişini azaltan ilaçlar (ezetimibe) popüler olmaya başlamıştır. Bu ilaçların özellikle statinlerle birlikte kullanımında LDL-K’de belirgin düşüşler izlenmektedir.

Bugün için LDL-K’ü en çok düşüren ilaçlar statinlerdir. LDL-K düşürücü etkiler bakımından bu ilaçlar arasında fark vardır. Şu an için önemli olan, hedeflenen LDL-K değerlerine ulaşmaktır. Bunun için kullanılan statinlerin dozları artırılarak ya da başka gruptan ilaçlarla (bağırsaktan kolesterol emilimini azaltan ilaçlar) birlikte kullanılarak istenilen hedefe ulaşılmaya çalışılmalıdır.

Tüm hastalar için belirlenen normal ya da anormal değer yoktur. Hastada kolesterol hastalığı dışındaki hastalıklarına bakılarak hedef LDL-K değeri belirlenir. Bunun yanında hastanın ileriki yıllarda kalp krizi geçirme riskini belirlemede kullanılan bazı tablolar vardır. Bu tablolara göre hastanın kalp krizi geçirme riski yüksekse, bu hastaların LDL-K değerlerinin daha düşük tutulması gerekir. Sadece kolesterol yüksekliği olanlarda hedef değer, LDL-K’ün 160 mg/dl’nin altında olmasıdır. Diyabeti (şeker hastalığı), koroner kalp hastalığı gibi hastalığı olanlarda LDL-K değerinin 100 mg/dl’nin altında olması yeterli görülse de, artık bu değerler daha da aşağı çekilmektedir. Diyabeti ve koroner kalp hastalığı olan hastalarda LDL-K hedef değeri daha da düşük olup, 70 mg/dl hatta daha da düşük olması gerektiği yönünde yapılmış çalışmalar vardır. İstenilen LDL-K değerleri ve kalp krizi geçirme riski konusunda doktorunuzla ayrıntılı olarak görüşmeniz önerilir.

HDL-K düşüklüğü olan hastaların yapması gereken ilk şey, yaşam tarzında değişikliğidir. Uygun ve yeterli beslenmenin yanında egzersiz ve sigaranın bırakılması kolesterol değerlerinde olumlu değişikliklere yol açmaktadır. Kolesterol yüksekliğinin tedavisinde sık kullanılan ilaçlardan olan statinler, HDL-K değerlerinde sadece %5–10 mg/dl’lik artış sağlarken, sigaranın bırakılması HDL-K değerlerini -20 oranında yükseltmektedir. Niasinler bugün için HDL-K’ü en çok arttıran ilaçlar olup, HDL-K değerlerini %45 oranında yükseltebilmektedir. Ancak bu grup ilaçlar Türkiye’de bulunmamaktadır.

Balık yağı kullanımında HDL-K’de kısmi bir iyileşme olmaktadır. Daha önceleri oldukça popüler olan vitaminlerin bugün için kalp hastalıklarını önlemede bir etkisi olmadığı bilinmektedir.

Doktorunuzun ek önerisi olmadığı sürece 20 yaş üstü insanların en az 5 yılda bir kolesterol değerlerine baktırmaları önerilmektedir.

Trigliserid yağın doğada bulunduğu şeklidir. Kolesterol gibi hem vücutta yapılır hem de besinlerle alınır. Kandaki ölçülen düzeyi yüksek olanlarda kalp hastalığı daha sık bulunmuştur. Kan kolesterol düzeyi ile kalp hastalığı ilişkisi daha belirgin olduğundan, ikinci sırada hedef alınan kan yağıdır. Trigliserid Düzeyleri Normal 150 mg/dl den düşük Sınırda yüksek 150- 199 mg/dl Yüksek 200- 499 mg/dl Çok Yüksek 500 mg/dL ve üzeri

Kan Kolesterol ve Trigliserid düzeyleri kalıtsal ve çevresel faktörlerin bir bileşimidir. Yağların emilimi, karaciğerde işlenmesi, yapılması, hücreler tarafından alınması, hücreler yıkıldıktan sonra karaciğer tarafından geri alınması çok karmaşık bir olaylar zinciridir. Bu zincirin çeşitli halkalarında doğuştan oluşabilen farklılıklar kişilerde yağların kan düzeylerinin de farklı olmasına yol açarlar. İkinci önemli faktör de beslenme şeklidir. Günlük besin tüketimindeki yağ miktarı kişinin kalıtsal özelliklerine göre değişen oranda kan düzeyini belirler.

Çeşitli toplumların ortalama kolesterol değerleri farklıdır. Bu farklılıkta o toplumu oluşturan kişilerin kalıtsal özellikleri yanında beslenme tarzı da rol oynar. Diyetlerinde fazla doymuş yağ bulunan toplumların ortalama kan kolesterol düzeyleri, yağ tüketimi düşük olanlara göre daha yüksektir, bu toplumlardaki kalp damar hastalığı sıklığı da daha yüksektir.

Kan kolesterol düzeyinin diyetle veya ilaçlarla düşürülmesinin kalp hastalığı bulunmayanlarda hastalığın oluşma olasılığını azalttığı, kalp hastalığı bulunanlarda da yaşam süresini uzattığı kesin olarak gösterilmiştir. Toplum olarak beslenme tarzını değiştirmeyi başarabilen ve ortalama kolesterol düzeyi düşen toplumlarda da kalp damar hastalığı sıklığı azalmıştır.

Yaş: 45 yaşın üzerindeki erkeklerde ve 55 yaşın üzerindeki kadınlarda kalp damar hastalığı daha sıktır. Aile hikayesi: Anne, baba kardeş gibi birinci derecede yakınlarında kalp hastalığı olanlarda kalp hastalığı daha sıktır. Sigara Tansiyon yüksekliği (Kan basıncının 140/90 mm Hg’nın üzerinde olması) Şeker hastalığı Şişmanlık: Kilonun boya göre fazla olması, vücuttaki yağın daha çok karın bölgesinde toplanması kalp hastalığı tehlikesini arttırır. Bel çevresinin erkeklerde 102 cm’den, kadınlarda 88 cm’den fazla olması riski yükseltir. Bu risk faktörleri bulunan kişilerde birlikte kanda kolesterol veya trigliserid yüksekliği varsa kalp hastalığı riski katlanarak artar.

Besinlerdeki yağlar üç çeşittir. Doymuş yağ asitleri, tekli ve çoklu doymamış yağ asitleri içeren yağlar. Katı yağlarda doymuş yağlar, sıvı yağlarda doymamış yağlar fazladır. Diyetteki doymuş yağlar ve kolesterol kan kolesterol düzeyini arttırırlar. Doymuş yağlar en fazla hayvansal yağlarda bulunur. Koyun eti, sığır eti, yağlı sütten yapılmış süt ürünleri, sert margarinler doymuş yağların en çok bulunduğu besinlerdir. Sıvı yağlarda ise doymamış yağ asitleri bulunur. Ayçiçeği yağı, mısır özü yağı gibi yağlarda çoklu doymamış yağ asitleri, zeytin yağında da tekli doymamış yağ asitleri bulunur.

Günlük toplam kalorinin %30’u yağlardan alınmalıdır. Bu mikter erkek için günde 55-70 gr, kadın için 50-60 gr yağ alınması demektir. Doymuş, çoklu doymamış ve tekli doymamış yağlar eşit oranda bulunmalıdır.

Kilosu olması gerekenden fazla olan kişiler toplam kalori alımını azaltıp, hareketlerini arttırarak kilo vermelidirler. Kilo artışı kolesterol yükseltici bir faktördür. Etlerdeki görünen yağlar pişirilmeden önce ayrılmalı, sakatat tüketimi çok azaltılmalıdır. Sosis, salam, sucuk gibi işlenmiş et ürünleri doymuş yağları fazla içerdiğinden az tüketilmelidir. Tavuk, hindi ve balık eti koyun ve sığır etine tercih edilmeli. Kızartma yerine ızgara, haşlama, buğulama gibi pişirme şekilleri kullanılmalıdır. Balık eti kalp sağlığı açısından en yararlı ettir. Ancak balık yağını ilaç olarak almak doktorunuz tarafından tedavi olarak verilmemişse önerilmez. Karides ve kabuklu deniz hayvanları kolesterolden zengindir. Tahıl, sebze ve meyve tüketimi arttırılmalıdır. Bu besinler yağdan fakir vitamin ve posadan zengindirler. Eriyebilen posanın kolesterolü düşürdüğü çeşitli araştırmalarda gösterilmiştir. Yulaf, çavdar, fasulye, bezelye, pirinç kabuğu, turunçgiller, çilek eriyebilen posadan zengindir. Kepek, havuç, turp, lahana, karnabahar, meyve kabukları ise erimeyen posa içerirler, bu tür posanın kolesterol üzerine etkisi yoktur, ancak bağırsakların normal çalışmasını sağlar. Tam yağlı sütten hazırlanmış süt ürünleri yerine az yağlı veya yağsız sütten hazırlananlar tercih edilmelidir. Eti az yiyen kişilerin peyniri fazla tükettikleri görülmüştür. Ülkemizde sık tüketilen tam yağlı beyaz peynir ve kaşar peynirde doymuş yağ oranı yüksektir. Az yağlı peynir ve yoğurtlar tercih edilmelidir. Pasta, krema, dondurma çoğunlukla doymuş yağlar ve yumurta sarısı içerdiğinden az tüketilmelidir. Haftada 3 veya 4 den fazla yumurta yenmemelidir. Yumurta sarısı kolesterolden zengindir. Yumurta beyazı protein içerdiğinden daha çok tüketilebilir.

Sigara, kolesterolün damar duvarında birikmesine ve biriken yağ plaklarının çatlayarak damarı tıkamasına neden olduğundan bırakılmalıdır. Sigara içme kandaki iyi kolesterol düzeyinin düşmesine neden olur. Fizik aktivitenin arttırılması da kötü kolesterolün düşmesine, iyi kolesterolün yükselmesine yol açar. Günlük en az 30 dakika sürecek yürüyüş kalp hastalığı riskinizi azaltacaktır. Az miktarda alınan alkolün iyi kolesterol düzeyini yükselttiği çeşitli araştırmalarda gösterilmiştir. Ancak bu şekilde yükseltilen iyi kolesterolün kalp damar hastalığından koruyucu etkisi bilinmediğinden ve alkolün diğer zararlı etkileri nedeniyle kalp hastalığından korunmada alkol kullanımı önerilmez. Diyet ve diğer yaşam tarzı değişikliklerine rağmen kolesterol veya trigliserid düzeyleri istenen düzeylere indirilemezse hekimler tarafından verilen ilaçların kullanılması gerekir. Kalp krizi veya felç geçirmiş hastaların çoğunluğu bu tür ilaçları kullanmakta ve hastalıklarının tekrarlanması önlenmektedir.

Kolesterol yüksekliği büyük ölçüde çağımızın yaşam tarzına ve yanlış beslenmeye bağlı olarak ortaya çıkmış olduğundan doğru beslenme ve diğer yaşam tarzı özellikleri çocukluk yaşlarından başlayarak uygulanmaya başlanmalı ve hayat boyu sürmelidir. Toplumumuzdaki kalp hastalığı salgını ancak bu şekilde durdurulabilir. Kalp damar hastalığı veya felç geçirmiş veya çok sayıda risk faktörü olup hasta olma tehlikesi yüksek olanlar, kolesterolleri diyet ve diğer önlemlerle istenen düzeylere düşürülemezse, hekimlerin gerekli gördüğü ilaçları yaşam boyu kullanarak kalp hastalığı risklerini azaltabilirler.

Ateroskleroz erken yaşlarda başlayabilir. Beslenme düzeni ve ailevi kolesterol hastalıkları kolesterol değerlerini yükseltebilir. Özellikle çocukluk döneminde beslenme alışkanlıklarının düzeltilmesi, şişmanlıktan kaçınılması, şeker hastalığının araştırılması ve gerekiyorsa gerekli önlemlerin alınması (diyet, egzersiz ve ilaç) faydalı olabilmektedir.

2- 19 yaş arası çocuklarda kolesterol değerleri Total kolesterol 170 mg/dl kabul edilebilir değer 170 -199 mg/dl ara değerler 200 mg/dl ve üzeri yüksek değerler olarak kabul edilmektedir. LDL kolesterol 110 mg/dl kabul edilebilir değer 110 – 129 mg/dl ara değerler 130 mg/dl ya da üzeri değerler yüksek olarak kabul edilmektedir.

Zaman içinde kolesterol değerlerinde ölçümler arasında fark olabilir. değerindeki bir değişiklik vücuttaki biyolojik değişkenliğe bağlanabilir.

Kolesterol değerlerinde ölçülen zaman dilimleri arasında fark olabilir. Bu nedenle doktorunuz kolesterol ölçümünüzü tekrarlatabilir. Doktorunuz kolesterol dışındaki diğer risk faktörlerinizi de göz önüne alarak ilaç başlamamış olabilir.

Kolesterol hastalıklarının bazı formlarının ailesel geçişli olma özelliği vardır. Bunun riskini öngören bazı çalışmalar mevcuttur. Eğer böyle bir riske sahipseniz çocuklarınızın kolesterol değerlerine baktırmanız pratik ve güvenilir bir yol olacaktır.

Doymamış yağlar genelde bitkilerden elde edilmiş olup, kolesterol yüksekliği olan hastaların tercih etmesi gereken yağlardandır. Doymuş yağlar hayvansal yağlar olup, bunlar kalp damar hastalığını artırıcı özelliğe sahiptir.

Daha önceden de söylenildiği gibi bu yöntemler yararlı olabilir. Kullanmadan önce mutlaka doktorunuzla görüşmeniz gerekmektedir. Bazı bitkisel maddeler kolesterol düşürücü ilaçların içerdiği maddeleri içermektedir. Bu konuda dikkatli olmak gerekmektedir.

Gerek tereyağı gerekse margarin içerdikleri yağ bakımından zengindir. Her ikisinin de fazla miktarda tüketilmesinden kaçınılmalıdır. Margarinlerin özellikle doymamış yağlardan zengin olanı tercih edilmelidir.

Kolesterol değerleri genelde fazla kilolu insanlarda zayıf insanlara göre daha yüksektir. Fakat zayıf insanlar da kolesterol hastası olabilirler.

Düşük kolesterol içeriği demekten kasıt yağ miktarı ise bu doğru olabilir. Ama bu besinlerin içerdiği yağ cinsi zararlı olan doymuş yağlar olabilir. Kolesterol miktarıyla birlikte hangi yağ cinsinin içerdiğinin bilinmesi gerekmektedir.

Kolesterol yüksekliğini tedavi ederken başlangıçta yaşam tarzı değişiklikleri önerilir. Eğer doktorunuz tarafından mutlaka kullanılması gerektiği söylenmedikçe kolesterol ilaçlarının yaşam tarzı değişiklerinin önüne geçmesi tavsiye edilmez. Bu nedenle kolesterol düşürücü ilaç kullanıyor olsanız da mutlaka beslenmenize dikkat etmeniz gerekir.,

Bunun cevabını kısa bir hesap işlemiyle arayalım: Bir yumurtanın içerdiği kolesterol miktarı 213 miligramdır. Günlük önerilen kolesterol miktarı ise 300 miligramdır. Cevap ortada!!

Menopoz öncesi döneme kadar östrojen dediğimiz hormonlar, kadınlarda kolesterol değerlerinin daha iyi değerlerde kalmasına yardım eder. Menopozdan sonra ise işler tam tersine döner. Menopoz sonrası kadınlar diyetlerine dikkat etseler, düzenli egzersiz yapsalar da kolesterol değerlerinde istenilen değerleri sağlamakta zorlanırlar.

Menopoz sonrası hormon tedavisinin kan yağları üzerine kısmen olumlu etkisi olsa da, hormon tedavisi sonrası kalp damar hastalık riski artmaktadır. Doktorunuz tarafından zorunlu görülmedikçe kan yağlarının düzeltilmesi ya da kalp hastalığı riskinin azaltılması amacıyla hormon tedavisi önerilmez.

Stresin direkt olarak kolesterolü yükseltici etkisi yoktur. Fakat strese bağlı olarak yaşam şeklindeki değişiklikler kolesterolü yükseltebilir (depresyona bağlı aktif yaşamın azalması, aşırı kalorili ve yağlı yiyeceklerin tüketilmesi, sigara alkol gibi madde tüketiminin artması.

Sigara hem kolesterolü yükselterek hem de çok daha farklı etki mekanizmalarla kalp hastalığı riskini artırır.

Kalp damar hastalığı olanlarda bu hastalıklarının tekrarlama riski, olmayan insanlara göre 5-7 kat artmıştır. Ancak bu her şeyin bittiği anlamına gelmez. Kalp damar hastalığı olan hastalar, kolesterol düşürücü ilaç tedavisinden fayda görmektedir. İlaçla birlikte diyetimize dikkat ettiğimizde bu risk azalmaktadır.

Kolesterol düşürücü ilaçların bazı istenmeyen yan etkileri vardır. Özellikle yüksek dozlarda kullanıldığında kas sistemini etkileyebilir. Bu zararlı etkilerin görülme riski oldukça azdır. Tedaviye başlarken başlangıçta kas enzim (CK) değerlerine bakılmalıdır. Bilinen bir kas hastalığı olup olmadığı mutlaka sorulmalıdır. Yine aynı gruptan ya da farklı gruptan kolesterol ilaçlarının birlikte kullanımı bu riski artırmaktadır. Aşırı egzersiz yapmanın yan etkiyi artırıcı bir etkisi olduğu düşünülmemektedir. Çok sık kullanılan statin grubu ilaçların, bu yan etki riski açısından birbirlerine üstünlükleri yoktur.

Belirti olarak kaslarımızda ağrı, güçsüzlük aksi ispatlanana kadar kullanılan ilacın kas sistemine olan yan etkisi olarak değerlendirilmelidir. Şikayetlerle birlikte CK değerlerinde anlamlı yükseklik olması da bunu destekler. Şikayet yoksa kas enzimlerinin yıllık takibi yeterlidir. İlacın yan etkisi çıktığında mutlaka ilaç tedavisi kesilmelidir. Takiplerde şikayetlerin azalması, CK değerlerinin düşmesi halinde ilaç kullanımı gerekli ise dikkatli bir şekilde tekrar başlanılabilir. Daha ayrıntılı bilgi için mutlaka doktorunuzla görüşmeniz gerekir. Kas şikayetleri olmadan CK değerlerinde hafif orta düzeyde artış olduğunda tedaviye devam etmeli ve en kısa zamanda doktorunuzla görüşmelisiniz.

Kolesterol ilaçları normal böbreklerde herhangi bir bozulmaya neden olmaz. Hafif, orta derecede böbrek fonksiyon bozukluğu olanlarda, hatta diyalize giden hastalarda dahi bu tür ilaçlar kullanılabilir. Özellikle ileri derecede böbrek yetmezliği bulunan hastalarda, böbrek dışı yan etkilerin çıkma riski biraz artabilir. Bu konuda dikkatli olmak gerekir.

Kolesterol düşürücü ilaçlar sinir sistemini etkilemez. Beyin fonksiyonları üzerine yan etkisi yoktur.

Kolesterol düşürücü ilaçlar özellikle yüksek dozlarda kullanılırsa karaciğeri olumsuz yönde etkileyebilir. Ancak bu yan etki oranı oldukça düşüktür. Genelde ALT/AST dediğimiz karaciğer fonksiyon testleriyle takibi yapılır. Statinlerin bu yan etki açısından birbirlerine bir üstünlüğü yoktur. Şikayet yoksa 6 ay-yıllık takipler yeterlidir.

Hafif–orta derecede alkol tüketimi kolesterol ilacı kullanımına engel değildir. Fakat gerek vücuttaki bireysel farklılıklar, gerekse bu ilaçlarla birlikte başka ilaçların kullanımı gerektiğinde dikkatli olunmalıdır.

Alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanmalarında kolesterol düşürücü ilaçlar kullanılabilir.

Kolesterol düşürücü ilaç kullanırken sadece ALT ve AST’deki yükselmeler karaciğerde geriye dönüşü olmayan bir hasarın olduğunu göstermez. Bunun yanında karaciğer fonksiyonlarını gösteren diğer testlere ihtiyaç vardır. Eğer diğer testler karaciğerinizde bozukluğu gösteriyor ve ilaç kullanımı dışında bunu açıklayabilecek bir şey bulunamıyorsa ilaç tedavisi kesilmelidir. ALT ve AST’de normalin üst sınırının 3 katından fazla yükselmeler önemlidir. Bu durumda ilaç kesilmeli ya da doz azaltılmalıdır. Bu tür yan etki geliştiğinde mutlaka doktorunuzla görüşmeniz gerekir.

Kalp kateterizasyonu ve anjiyografi tedavi değil, tanı (teşhis) yöntemidir. Kalp boşluklarının ve koroner arterlerin kontrast madde (bir çeşit tıbbi boya maddesi) verilmesi sırasında görüntülenmesi ve "X" ışınları kullanılarak hareketli film çekilmesi esasına dayanır. Elde edilen veriler tedavinin yönlendirilmesinde çok kıymetlidir ve çoğu hastada tedavi stratejisinin seçimi için temel belirleyici olmaktadır. Günümüzdeki teknolojik koşullar ve bilgi birikimi sayesinde, adı geçen işlemlerin başarı oranı % 99'un üzerindedir.

Kalp kateterizasyonu ve anjiyografi öncesi 4-12 saat aç kalınması gereklidir (ilaçlar çok az miktarda su ile alınabilir). Hasta kateter laboratuvarına alınmadan önce, daha iyi bir sterilizasyon sağlanabilmesi için kasık bölgesi traşının yapılmış olması gerekir. Gereğinde sakinleştirici bir ilaç uygulanır. İşlemin yapılacağı kasık ya da kol bölgesi uyuşturulur ve bu bölgedeki atardamara kanül yerleştirilir (giriş yolu açılır). Plastik benzeri maddeden yapılmış ince bir boru (kateter) ile kalp boşluklarına ulaşılıp basınç kaydı yapılır; kontrast madde verilerek koroner arterler görüntülenir ve film kayıtları alınır. Bu işlem 20-30 dakika kadar sürer. İşlem tamamlandıktan sonra kasıktaki kanül çıkartılır ve 15-20 dakika süre ile bu bölgeye bası yapılır. Kanamanın durduğu görüldükten sonra oldukça sıkı bir bandaj ile kapatılır. Ancak bazı tıbbi gereklilik hallerinde, kasıktaki kanülün daha uzun süre yerinde muhafaza edilmesi gerekebileceğinden bu uygulama değiştirilebilmektedir. İstisnai durumlar dışında, işlemden 24 saat sonra hastanın günlük yaşamına dönmesine izin verilmektedir.

Kalp kateterizasyonu sırasında veya hemen sonrasında, nadir olmakla birlikte, işlemle ilgili sorun ve istenmeyen olaylarla (komplikasyonlarla) karşılaşılabilmektedir. Koroner anjiyografi işlemi sonrasında az sıklıkla işlem yapılan damar bölgesinde ağrı, hafif şişlik ve morarma (hematom, ekimoz, psödo-anevrizma) olabilmektedir. Ancak, işlem bölgesinde onarım gerektirecek komplikasyonların olma olasılığı % 2'dir. Nadiren inme (felç) ve miyokard enfarktüsü gelişme ihtimali vardır. Deneyimli kateter laboratuvarlarında bu olayların ortaya çıkma sıklığı 1000'de 2 civarındadır. Hayati riskin ise 1000'de 2'den düşük olduğu bilinmektedir. Bunlar dışında oluşabilecek bazı komplikasyonlar (acil cerrahi, kalp damarlarında ve boşluklarında delinme, ağır alerjik reaksiyona bağlı tansiyon düşüklüğü, bazı ritim bozuklukları, geçici kalp pili gereksinmesi vb) çok nadir de olsa görülebilmektedir. Kasık bölgesine kanül yerleştirilmesi sırasında veya girişim sonrasında kanülün kasıktan çekilmesine bağlı olarak hissedilen ağrı sebebi ile "vagal reaksiyon" adı verilen geçici tansiyon düşüklüğü ve soğuk terlemeyle seyreden reaksiyonlar gelişebilmektedir (% 2). Sayılan bu tür komplikasyonların çoğunun tedavi ile telafi edilmesi imkanı vardır. İşlem sırasında kullanılan ilaçlara bağlı olarak, özellikle de iyotlu kontrast maddeye bağlı olarak böbrek yetersizliği gelişebilir. Böbrek yetersizliği gelişen hastaların çoğunda yetersizlik düzelmekle beraber nadiren hastaların daha sonraki hayatlarında diyaliz tedavisi almaları gerekebilir.

Kalp kateterizasyonu ve anjiyografinin yapılmaması durumunda, hastanın hastalığıyla ilgili yeterli bilgi edinilemeyeceğinden, gerekli olabilecek girişim ve tedavilerin planlanması sağlıklı bir biçimde gerçekleştirilemeyebilecektir.

Teknolojideki gelişmelere paralel olarak, kalple ilgili görüntüleme yöntemlerinde de büyük gelişmeler olmakla birlikte, bugün için kalp kateterizasyonu ve anjiyografinin yerini birebir alabilecek, ve bu yöntemler kadar kesin bilgi verebilecek non-invazif (kansız) tanı yöntemleri (bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans yöntemleri ile yapılan incelemeler vb.) bulunmamaktadır.

Kateterizasyon ve anjiyografi işleminin bir komplikasyonu sebebi ile ya da hastanın incelemeye alınmasına neden olan esas hastalığına yönelik acil müdahale gerekliliğinin tesbiti durumunda, aynı seansta koroner tedavi edici girişim (koroner balon anjiyoplasti, koroner stent uygulamaları vb.) veya acil kalp cerrahisi ihtiyacı olabileceği bilinmelidir. Yukarıda söz edilen acil durumlar dışında, anjiyografinin değerlendirilmesi ile ileri inceleme ya da tedavi yönteminin ne olacağı konusunda karar verilmekte ve hasta bu konuda bilgilendirilerek gerekli girişim ve tedaviler planlanmaktadır. Ancak hastanın onam vermesi ve hekimin uygun görmesi durumunda koroner tedavi edici girişim aynı seansta da yapılabilir.