Kalp Nakli

Kalp Nakli

Kalp nakli, yeterli fonksiyon gösteremeyen hasta kalbin sağlıklı bir insan kalbi ile değiştirilmesi işlemidir. Organ bağışı yapmış sağlıklı bir insan öldüğünde (verici), böbrek, karaciğer, kalp, akciğer gibi organları hazırlanarak daha önceden organ nakli kararı alınmış hastalara (alıcı) nakledilir. Bütün organ bağışı organizasyonu, TC Sağlık Bakanlığı bünyesinde çalışan Ulusal ve Bölgesel Koordinasyon Merkezlerince yapılır. Organ nakillerinin önemli bir kısmı, canlıdan canlıya yapılabilmektedir. Karaciğer, böbrek, pankreas, ince bağırsak nakilleri böyle yapılırken kalp nakilleri ise kadavradan alınıp hastaya nakledilerek gerçekleştirilmektedir.

Kalp yetmezliği nedir?

Kalp;  vücutta kan dolaşımını sağlayan hayati bir organdır.  Vücuttan kalbe dönen oksijenden fakir kan, kalbin sağ karıncığı tarafından akciğerlere yollanır. Akciğerlerde oksijenlenen kan, kalbin sol karıncığına döner ve buradan da tüm vücuda pompalanır.

Kalbin sağ, sol ya da her iki karıncığının görevini yapamadığı durumlarda kalp yetersizliği ortaya çıkmaktadır. 

Kalp yetersizliği ilerleyici bir hastalıktır, zaman içinde kalbin kuvveti giderek daha da azalır.

Kalp, vücudun ihtiyacı olan miktarda kanı pompalayamaz hale gelir. Bunun sonucunda doku ve hücrelere yeteri kadar besin maddesi ve oksijen ulaşamaz. Dolayısıyla organlarda çeşitli sorunlar ortaya çıkmaya başlar.

Kalp yetersizliği, altta yatan sebebe bağlı olarak her yaşta görülebilir. Ancak yapılan çalışmalar 65 yaş üzerindeki kişilerde görülme sıklığının arttığını göstermektedir (kalp yetersizliği; 45 yaş üzerindeki insanların %2,5’inde, 65 yaşın üzerindekilerin ise yaklaşık %10’unda görülmektedir). 

Kalp yetersizliği; ülkemizde ve tüm dünyada hastaneye yatış ve ölüm nedenlerinin başında gelmektedir. Son evre kalp yetersizliği olan hastaların yarıdan fazlası tanı konduktan sonra 1 yıl içinde kaybedilmektedir.

Kalp Yetmezliği Tedavisi Nasıl Yapılır?

Kalp yetmezliğinin tedavisinde ilaçlar, diyet,rehabilitasyon, ritim bozukluğunu giderici cihazlar (ICD, CRT vb) ve kalp yetmezliğine sebep olan hastalığa yönelik düzeltici ameliyatlar (koroner baypas, kapak ameliyatı vb.) uygulanabilir. Ancak kalp yetmezliği ilerleyip son evreye geldiğinde, bu tedavilerin hiç birine yeterli yanıtı almak mümkün olmaz. Bu aşamada kalp yetmezliğinin tedavisinde en etkili yöntemler; kalp nakli ve yapay kalp destek cihazlarıdır.

Kalp Yetmezliğine Yol Açan Hastalıklar Nelerdir?

İskemik Kardiyomiyopati: Koroner Arter Hastalığı, en sık görülen kalp hastalığıdır. Koroner damarlar kalbi besleyen damarlardır. Bu damarların daralması ve/veya tıkanması sonucu kalbe yeterince besin ve oksijen gitmez. Bu da kalp kasının hasar görmesine, hatta ölmesine (miyokard enfarktüsü) neden olur. Kalp kasının zarar görmesi/ölmesi sonucu kalp kasılma gücünde azalma meydana gelir ve buna İskemik Kardiyomiyopati adı verilir. Kalbin kasılma gücü azaldıkça, kalp yetmezliği belirtileri ortaya çıkmaya başlar ve belirtilerin şiddeti zamanla artar.

Dilate Kardiyomiyopati: Kalp kaslarının doğuştan gelen yapısal bozukluğu sebebiyle yeterince kasılamamasına bağlı olarak kalbin büyüyüp genişlemesi ile kalp yetmezliğine yol açan bir hastalıktır. Dilate Kardiyomiyopati ile doğan insanlarda kalp yetmezliği bebeklik veya çocukluk çağında ortaya çıkabilir veya erişkin yaşlarda belirti verene kadar fark edilmeyebilir.

Kompleks Kalp Kapak Hastalığı: Doğuştan veya sonradan olan aort ve/veya mitral kapak bozuklukları, kalbin iş yükünü arttırır ve kalp büyümesine neden olarak kalp yetersizliğine yol açabilir.

Miyokardit: Virüs enfeksiyonu sonucu kalbin kasılma gücünün azalması ile ortaya çıkan bir hastalıktır. Kalbin kasılma bozukluğu, virüs enfeksiyonu geçtikten sonra tamamen düzelebileceği gibi, kalıcı hale gelip kalp yetmezliği ile de sonuçlanabilmektedir.

Doğumsal Kalp Hastalıları: Anne karnında gerçekleşen embriyolojik gelişim sürecinde kalbin veya kalple ilişkili damarların gelişiminde meydana gelen aksaklıklar, doğan bebeklerin kalplerinin normal yapıda olamamasına yol açar. Çok çeşitli şekilde olabilen bu doğumsal kalp hastalıkları, zamanında tanı konduğunda cerrahi veya girişimsel tekniklerle onarılabilir. Ancak bu onarıma rağmen erken veya geç dönemde kalp yetmezliği ortaya çıkabilir.


Kalp Naklinden Önce ve Sonra Yapılması Gereken Tetkikler Nelerdir?

Kalp naklinin gerçekleştirilmesi ve sonrasında başarılı sonuçlar elde edilmesi için belli başlı bazı noktaların ele alınması ve saptanması gerekmektedir. Kalp nakli öncesi ve sonrasında yapılan tetkikleri şu şekilde sıralayabilmekteyiz;

  • Elektrokardiografi (EKG); kalbin aktivitesi elektriksel olarak ölçülmekte ve değerlendirilmektedir. Kalbin ritmi ve frekansı EKG cihazıyla kaydedilmekte ve böylece değerlendirilmektedir.
  • Ekokardiyografi (EKO); kalpteki kapakçıkların çalışmasını, kalp odacıklarının boyutlarını, kalp duvarında gerçekleşen hareketleri, kalbin pompa fonksiyonunu ayrıntılı olarak belirlemek ve değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmektedir.
  • Laboratuvar testleri; kişinin kan grubunun belirlenmesi ve kişide hepatit, HIV gibi enfeksiyonların söz konusu olup olmadığı bu testler yoluyla saptanmaktadır. Ayrıca laboratuvar testleriyle, karaciğer, böbrek hastalıkları, anemi ya da kanama sorunları tespit edilebilmektedir.
  • Kalp kateterizasyonu ve anjiografi (anjio); bu testlerle, kasık bölgesinden atardamar yoluyla girilerek, kalbe opak madde verilmektedir. Kalbe verilen opak maddenin etkisiyle, kalbi besleyen koroner damarlarda mevcut tıkanıklıklar varsa teşhis edilebilmekte, kalp odacıklarının basınçları ölçülebilmekte ve kalbe ait fonksiyonlar tespit edilerek değerlendirilebilmektedir.
  • Periferik doppler testi; kalp nakli öncesi gerçekleştirilen bu uygulama ile, damarlarda bulunan tıkanıklık ya da darlıklar tespit edilebilmektedir.
  • Karotid doppler testi; karotisin yani yaygın diliyle şah damarının ultrason ile incelendiği uygulamadır.
  • Batın (karın) ultrasonu; karın bölgesinde yer alan organların herhangi birinde bir problem olup olmadığı bu uygulamayla ayrıntılı şekilde tespit edilebilmektedir.
  • Akciğer filmi; akciğerlerde herhangi bir sorun olup olmadığı bu uygulama ile tespit edilerek, kalp nakli için gerekli değerlendirmeler yapılmaktadır.
  • Akciğer fonksiyon testleri; akciğerin temel fonksiyonlarını yerine getirme nitelikleri bu uygulama yoluyla değerlendirilmektedir. Akciğerlerin havalanma kapasitesi, akciğer fonksiyon testleriyle ölçülerek kalp nakli için detaylı veriler elde edilmektedir.
  • Kalp biyopsisi; bu uygulama özellikle kalp nakli sonrası oluşabilecek doku reddinin önüne geçmek amacıyla gerçekleştirilmektedir. Kasık bölgesindeki ya da boyundaki toplardamar içerisine gönderilen bir tel yardımıyla kalbe ulaşılan ve kalp dokusundan örnek alınan bu yöntem ile, doku reddi olup olmadığı değerlendirilebilmekte, doku reddi söz konusuysa derecesi araştırılabilmektedir. Kalp biyopsisi uygulaması, gerçekleştirilen kalp naklinden sonraki 15. günde yapılmaktadır. Kalp nakli sonrası, ilk yıl içerisinde ortalama 4-6 kez uygulanabilen kalp biyopsisi, yıllar geçtikçe daha az sıklıkla gerçekleştirilmektedir.

Kimler Kalp Naklinden Yarar Görebilir? 

Hangi sebeple (iskemik kardiyomiyopati, dilate kardiyomiyopati, kapak hastalıkları, miyokardit, doğumsal hastalıklar, kalp tümörleri vb) meydana gelmiş olursa olsun, kalp yetmezliğinin son evresine (Evre-D) gelmiş ve 1 yıldan az yaşam beklentisinde olan 65 yaşın altındaki kalp hastaları kalp nakli için aday olabilirler.

Bunun yanı sıra, son evre kalp yetmezliği olmamasına rağmen, her türlü ilaç ve ritm düzenleyici tedaviye düzelmeyen, dirençli ve hayatı tehdit eden bazı ritm bozukluklarının (ör. Ventriküler fibrilasyon) tedavisi de kalp nakli ile yapılabilir.

Daha ileri yaştaki hastalar (65-72 arası) fizik özellikleri dikkatle değerlendirildiğinde uygun iseler programa alınabilirler. 

Bütün bunların yanı sıra, kalp nakli adayı olacak hastaların tedavi uyumunun tam olması, ilaç/madde bağımlılığının olmaması, mümkünse aile ve sosyal açıdan desteklerinin olması önemlidir. Kalp nakli sonrası gerek ameliyatın başarısını, gerekse hastanın hayat kalitesini olumsuz etkileyebilecek her türlü yandaş tıbbi sorun da dikkatle incelenmekte ve değerlendirilmektedir. Hastaların bu süreçte yukarıda bahsedilen tıbbi, psikolojik ve sosyal özelliklerinin kalp nakli ekibinde yer alan uzmanlarca değerlendirilmesinden sonra programa alınması söz konusu olmaktadır.

Kalp naklinde uygulanan tekniklerde, gelişen teknoloji doğrultusunda ilerlemeler sağlanmış, kalp hastalarının sağ kalımı ve sağlığı konusunda olumlu etkiler elde edilmiştir. Günümüz araştırmaları ve raporlarına göre, kalp nakli sonrasında 1 yıllık sağ kalım %85’in, 5 yıllık sağ kalım ise %70’in üzerinde gerçekleşmektedir. Ancak kalp naklinin bu önemli ve başarılı etkilerinin sağlanabilmesi için, organ naklinin bilinçli nitelikte yaygınlaşması kilit noktayı oluşturmaktadır.